Soru 1: Seni hiç tanımayanlar için bize biraz kendinden bahsedebilir misin? Kimsin, neler yaparsın, nasıl bir hayatın var? Seni ilk kez bu röportajla tanıyacaklar için kendini nasıl anlatırsın?
Cevap: O zaman klasik bir başlangıçla başlayalım: Merhabalar! Ben Işıl Limae, yirmi üç yaşında hayal gücüyle dolup taşan biriyim. (1 Mart doğum günüm, muhtemelen siz bunları okurken çoktan yirmi dördüme basmış olacağım.) Bana sosyal medyada denk geldiyseniz yazar olduğumu duymuş, kitaplarımı görmüş olabilirsiniz. İki meslek sahibiyim: Biri yazarlık, diğeri bilgisayar mühendisliği. İki mesleğimi de güncel olarak yapıyorum. Bu yüzden günlük hayatımda işim dışında çok zamanım kalmıyor.
Kendimi anlatma konusunda çok iyi değilim. Bu yüzden beni oluşturan yapboz parçalarından rastgele parçaları önünüze kosymayı tercih edeceğim: Arkadaşlarımla vakit geçirmeyi, seyahat etmeyi ve kitaplarıma zaman ayırmayı seviyorum. Stresli olduğum dönemlerde ya üzücü sahneler yazarım ya da fitness ile ilgilenirim. Daha önce uzun bir süre kaplumbağa besledim. Şekerpare’yi kaybettikten sonra evcil hayvan sahiplenecek mental gücü kendimde bulamadım. İleride köpek sahiplenmeyi çok istiyorum. TVD’de favori çiftim Elena- Damon’dur. Her zaman Delena’cı bir kız olmuşumdur. Winx’te Stella’ydım. (Biliyorum, kimse benden Stella’yı beklemez ama…) Balık burcuyum. Burçlara inanmasam da burcumun özelliklerini deli gibi taşıyorum.
Soru 2: Yazarlığa nasıl başladın, bize biraz bu süreçten bahseder misin?
Cevap: Küçüklüğümden itibaren durdurulamaz bir hayalperesttim. İnsanlara olmayan dünyaların hikayelerini anlatırdım. Hatta benim için ‘Başka bir dünyada yaşıyor,’ deyip gülerlerdi. Hayal gücümün yazma tutkusuna dönüşmesi ile kitap okuma aşkımın oluşmasıyla başladı. On bir yaşımda delicesine kitap okumaya başlamıştım, ondan öncesinde bir kitap okuma alışkanlığım yoktu çünkü eğitim sistemi üzerimize klasik kitapları dayatıyordu. Fantastik denilen türü keşfettikten sonra ise hayatım değişti. O dönem piyasa olan olmayan tüm fantastik kitapları okudum. Kitap alabilmek için yemek yemezdim. Arkadaşlarımla birlikte ortak kitaplar alırdık. Birbirimizden kitaplar ödünç alır, hepimiz aynı kitabı almazdık.
On bir yaşımın sonlarına doğru kendi kendime kısa hikayeler yazmaya başlamıştım ama ne biri tarafından görülüyordum ne de ne kadar ileriye gidebileceğimi farkındaydım. Bu noktada kurtarıcım bir öğretmenim oldu.
On iki yaşımda fotoğrafçılık kulübümüzün o gün iptal edilmesiyle edebiyat kulübü sınıfına aktarıldık. Okuduğum ortaokul her yıl öğrencilerin yazdığı hikayeleri derleyip bir hikâye kitabı yayınlıyordu. O sırada da kitapta yayınlanacak hikayelerin son okuması yapılıyordu. Hiç unutamıyorum, o an bir anlatım beni büyüledi. Bir tren geçiyordu ve yazan kişi o kadar güzel yazmıştı ki tren rüzgarının saçımı dalgalandırdığını bile hissedebilmiştim. Çıkışta öğretmenimin yanına gittim ve bu şekilde yazmak istediğimi söyledim. Öğretmenim yazdığım kısa hikayeleri ona getirmemi istedi. Yazdıklarımda bana dönütler verip beni destekledi. On iki yaşımda ilk hikayem okulumuzun hikaye kitabında yer aldı. Kağıt üzerinde kendi öykümü gördüğümden beri bir gün yazar olacağımı biliyordum. Belki kırk yaşımda, belki on sekiz yaşımda. Bir gün, mutlaka olacaktı çünkü olması için elimden geleni yapacaktım.
O yaz aynı zamanda Wattpad’i keşfettiğim yazdı. O zamanlar uygulama bünyesinde çok hikaye yoktu. Neredeyse herkes herkesi tanıyordu. İlk romanımı on iki yaşında Wattpad’de yazmaya başladım. Tamamlayamadan Wattpad’den kaldırıp uygulamayı kullanmaya iki yıl ara verdim. Bunun nedeni ‘Wattpad kitabı çöp’ profilinin o zamanlar oluşmaya başlamış olmasıydı. O dönem kitaplarımı bir uygulamada yayınlamanın kitaplarımın kalitesini düşüreceğine dair yanlış bir algıya kapılmıştım.
On beş yaşımın sonuna doğru gördüğüm bir rüya üzerine ansızın Wattpad’e geri döndüm ve o rüyayı yazmaya başladım. İlk tamamladığım romanım Güz Dansı bu şekilde ortaya çıktı.
Yıllar geçti ve farklı türler, farklı dünyalar yazmaya devam ettim. Sırasıyla Güz Dansı, Gece Dansı, Kahraman, Tutkunun Tanrısı, Oyunbaz 7 Tutsak 1 Ölü, Ezber Bozan kitaplarımı yazdım. Oyunbaz ve Tutkunun Tanrısı zamanla Wattpad’de büyük bir kitle edindi. Şu an basılı dört eserim var. 7 Tutsak 1 Ölü Serisi’nin ilk üç kitabı olan Oyunbaz, Düzenbaz ve Cambaz. Tutkunun Tanrısı serisinin ilk kitabı olan Tutkunun Tanrısı.
Soru 3: 2026 yılında çıkarmayı düşündüğün kitapların neler? 7 Tutsak 1 Ölü ve Tutkunun Tanrısı serisi haricinde basılmasını istediğin başka bir kitabın var mı?
Cevap: 2026 yılı için hedefim Tutkunun Tanrısı serisini tamamlayabilmek. Tempomu düşündüğüm seviyede tutabilirsem belki sürpriz bir anda Ezber Bozan’ı görebilirsiniz. Bunların dışında sürpriz iki projem daha var. Biri yıllar önce okurlarıma verdiğim bir sözden oluşuyor.
Soru 4: En çok hangi türlerde kitap okumayı seversin ve beş tane kitap önerecek olsan ne önerirdin?
Cevap: Okumayı en çok sevdiğim tür fantastik. Fantastik türde okurken ise evren okumak yerine karakterler ve karakterlerin duygularına odaklı kitaplar okumayı seviyorum. Bunun yanında yeni yeni kişisel gelişim kitapları okumayı da sevmeye başladım. İşte önerdiğim kitaplar: Sissoylu Serisi, Haşhaş Savaşı serisi, Gece Yarısı Kütüphanesi, Tersyüz, Husky ve Beyaz Kedisi Shizun.
Soru 5: Güncel olarak Wattpad’de yayımladığın kurgular haricinde hiç bilmediğimiz bir kurgun var mı? Varsa ne zaman onunla tanışırız?
Cevap: Ben tam bir taslak yazarıyım. Taslakta hali hazırda, baştan sona tüm iskeleti belirlenmiş on dokuz kurgum var. Devam eden kurgularım bittikçe taslakta sakladığım cevherleri tek tek size sergilemeyi düşünüyorum. Bu noktada güncel olarak yazdığım kitaplarımın bir kısmını bitirmeyi düşünüyorum.
Soru 6: Kitap sektöründe eleştirdiğin ya da rahatsız olduğun bir durum var mı? Varsa nedir? Bu sektörde bir yazar olarak gözlemlediğin, düzelmesini istediğin şeyleri bizimle paylaşır mısın?
Cevap: Maalesef bu sektörde eleştirebileceğimiz bir ton mevzu var. Hem de her alanda. Gözlemlediğim birkaç konuyu dile getirmek istiyorum.
1- Her şeyin yazarlardan beklenmesi. Yayınevlerinin çok azı reklam, pazarlama, okur kitlesine eser sunma ve yazara ‘yazar ismi’ katma konusunda yazarlara destek sağlıyor. Hepsi reklamı, okur kitlesini, pazarlamayı yazarlardan bekliyor. Yazarların tek düşünmesi gereken şey, kitapları olmalı. Benim düşüncem bu şekilde. Yayınevlerinin bünyesinde iyi reklamcı, pazarlamacı vs. çalışıyor olsaydı yazara düşen yük ve yazarların üzerinde oluşturulan bu saçma beklenti farklı olabilirdi.
2- Yazarlar köle değildir. Yazarlar yayınevlerinin bir çalışanı değildir. Yayınevleri ile ortak iş çıkaran sanatçılardır. Kitap sözleşmeleri tamamen iş odaklı bir anlaşmadır. Sorunlar ortaya çıktığında yayınevi ile yazarın yollarının ayrılması kadar doğal bir durum yoktur. Sektöre girdikten sonra insanların yayınevi değiştirme nedenlerini her öğrendiğimde şoka uğradım. Sadece sektörün içinde olanların bildiği, arka planda dönen çok şey var.
3- Yayınevlerinin satış odaklı olması. Bu bir noktada kabul edilebilir bir durum, gerçekten. Sonuçta yayınevleri ticari şirketlerdir. Yine de kitap okuma ve yazma konusunda hiçbir bilgisi/ ilgisi olmayan insanları sırf ünlü diye çok satar nasıl olsa düşüncesiyle karşımıza ‘yazar’ diye koymak hem bu alanda emek veren yazarlara, hem de okur kitlesine büyük bir hakarettir. Edebiyat dünyasında yayınevlerinin biraz olsun edebi kaygısı olmalı diye düşünüyorum. Her ‘yazan insana’ meslektaşım gözüyle asla bakmıyorum. Yazar adının benim için bir anlamı, bir ağırlığı vardır.
4- Yayınevlerinin genç yazarlara bakış açısı. Çoğu yazar genç yaşta bu sektöre girdik. Duygusal olarak kullanılmaktan tutun, sözleşmelerdeki gizli detaylara kadar gençliğin ve heyecanlı olmanın getirdiği zaafların çok güzel kullanıldığına şahit oldum. Bu sektörde duyduğunuz her şeye inanmayın. Sözleşme aşamalarında kesinlikle avukatla ilerleyin. Eğer yaşınız küçükse yanınızda yaşı büyük bir figür bulundurmaya özen gösterin.
5- Herkesin saçma bir rekabet içinde olması. Yazarlardan tutun okurlara kadar, okurlardan bookstagram kitlesine kadar herkes birbiriyle bir şeyler yarıştırıyor. Bu yarış bana çok komik ve anlamsız geliyor.
6- Kitap fiyatları. Arka planını iyice öğrendiğim bu mevzuda bazı kitapların fiyatlarının yüksek olma nedenine hak verebiliyorum. Çoğu zaman ise yayınevlerinin kâr elde etmek için maaliyetin üstüne ütopik sayılar koyduğundan şüpheleniyorum. Kitapların her yaş grubu, her maddi gelire sahip insanlara ulaşılabilir bir fiyatta olması gerektiğini düşünüyorum. Türkiye şartlarında bu zor olsa da, kitap fiyatlarının en azından belirli bir aralıkta tutulması gerektiğini düşünüyorum.
Şu an aklıma gelen başlıklar bunlar. Aslında konuşulabilecek daha yüzlerce sorunun olduğunu düşünüyorum.
Soru 7: Kitapların filme veya diziye uyarlanması hakkında ne düşünüyorsun? Kitaplarına böyle bir teklif gelseydi bunu nasıl değerlendirirdin?
Cevap: Senaryo değiştirilmediği ve kitaplarımdaki olaylar kötü yansıtılmadığı sürece uyarlama fikirlerine olumlu yaklaşıyorum. Özellikle 7 Tutsak 1 Ölü serisi için dizi uyarlaması hayalim. Daha önce film uyarlaması konusunda bir görüşme yaptık fakat yaş sınırı nedeniyle görüşmemiz olumlu sonuçlanmadı.
Soru 8: Kitap yazmak isteyenlere veya kitap yazan yazarlara ne gibi bir tavsiyede bulunmak istersin?
Cevap: İki şekilde tavsiye vermek istiyorum. Birincisi yazma süreci hakkında, ikincisi ise yayıncılık sektörü hakkında olacak.
Yazarken her zaman bir duruşunuz olması gerektiği tarafındayım. Bir tür çok okunuyor diye yazmak, belirli sahneler daha çok etkileşim alıyor diye yazmak, okurun fikrine göre hikâyeye yön vermek gibi durumlara kapılıp gitmeyin. Hızlı yükselişler hızlı çöker. Belirli bir duruşunuz ve kaleminizin ağırlığı olduğunda yavaş ama sağlam adımlarla ilerlersiniz. Hayalinizdekileri yazın, başkasının hayalindekileri değil. Sizin kitabınız, sizin dünyanız.
Dünyayı gözlemleyin, insanları hissedin. Dünyayı ne kadar iyi anlarsanız, o kadar iyi kaleminize yansıtırsınız. Bol bol hissedin, hissetmekten kaçmayın.
Yayıncılık sektörünün bir parçası olma konusuna gelirsek… Bu sektör sizden ‘kesin satış’ ve ‘etkileşim’ bekleyecek. Acı ama gerçek, yıllardır durum bu. Maalesef kitabınızın edebi değerinden çok, verdiğiniz emekten çok ne kadar görünür olduğunuza bakacaklar. Sosyal medya kullanımına dikkat edebilirsiniz. Reklamınızı yaparken de yine bir duruşunuzun olmasına dikkat etmenizi tavsiye ederim.
Soru 9: Kahraman isimli bilim kurgu romanınla okurların kalbini kazandın. Türkiye’de bu türlerde kaliteli kitap bulmak gerçekten zor, bu türde yayımlamayı düşündüğün başka bir kitabın var mı?
Cevap: Kahraman benim minik bebeğim gibi gerçekten… Bir mühendis olarak bilim kurgu türünü okumayı çok sevsem de gerçekten ‘bilim kurgu’ tadı veren kurgu yazmak, diğer türlerde yazmaktan çok daha zor. Bilim kurgu türünde yazmayı düşündüğüm bir kitabım daha var. Taslaklarımda birden fazla bilim kurgu olmamasının sebebi de yazacağım gün, kurgunun ‘bilim’ kısmının hakkını vererek yazmak istemem.
Soru 10: Yazma sürecinde asla vaz geçemediğin bir alışkanlığın veya ritüelin var mı?
Cevap: Çalışma masasında değil, yatakta oturarak bölüm yazmayı çok seviyorum. Masada ya da kafede yazmak hiç hoşuma gitmiyor. Tamamen kendi güvenli alanımda yazmak tercihim.
Soru 11: Röportajda bize eşlik ettiğin için teşekkür ederiz Işıl, son olarak buradan okurlarına ne söylemek istersin?
Cevap: Ben teşekkür ederim! Buraya kadar okuyan herkesin gözüne sağlık. Sevgili okurlarım… Hepinizle henüz tanışamamış olsak da sizi görmeden bile tanıdığımı hissedebiliyorum. Benim için bu gerçekten çok özel bir duygu. İyi ki varsınız ve iyi ki hayatımdasınız! Aynı satırlarda buluşmaya, imza günlerinde bol bol sarılmaya devam edelim ♥

Röportaj: Ged Haber

2 yorum
Çok güzel bir röportaj olmuş aklımızda olan bazı soruları gidermiş oldu en azından ve Işıl limeayı çokk seviyorum
bizi bu güzel kitaplarla tanıştırdığın için teşekkürler Işıl💕